57 Yaşında Bölüm Birincisi

Kişinin herhangi bir alanda sahip olduğu potansiyeli biraz daha öteye taşıması işine kişisel gelişim diyebiliriz. Kişisel gelişimin en temel noktası, kişinin kendisini tanımasıdır. Kişinin kendini tanıması, hangi alanlarda ne durumda bulunduğunu belirlemesi ve eksik olduğunu düşündüğü alanlarda kendini geliştirmeye karar vermesi, kişisel gelişim sürecinin başladığı andır.

Peki kişisel gelişim için bizler ne yapabiliriz? Nasıl bir yol izleyebiliriz? Bu konuda hem Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni hem de Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümü öğrencisi olan Müslüm Kaya ile konuştuk. 468 puanla gazetecilik bölümünü kazanan Kaya  Türkiye 236.’sı  olmuştur. Şu an hala özel ders vermekte; Haberci, Gölbaşı Güncel ve Alternatif Bakış gazetelerinde de köşe yazarlığı yapmaktadır.

Müslüm Kaya

Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünde öğrencisiniz , 57 yaşındasınız ve bölüm birincisisiniz.Ne etken oldu bu yola girmeye,gazeteci olmaya nasıl karar verdiniz?

Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü kazandım ve mezun olduktan sonra atanarak öğretmenliğe başladım.Sonra sınava girip Türkiye’de ilk 3’e girerek Mersin’egeldim.27 yıl devlet okullarında  çalıştıktan sonra artık gına gelmişti ve öğrenci profili iyice zayıflamıştı.Bunun üzerine emekli oldum ve gazeteci olmaya karar verdim.

Öğrenci profili zayıf dediniz.Bir noktada bizim de onları yönlendirmemiz gerekmiyor mu? Siz öğrencilerinize, kendilerini geliştirebilmeleri için nasıl bir yol-yöntem sunuyorsunuz?

Sözle bu işler olmaz. Senin duruşun, senin hareketlerin, senin eylemlerin,senin tutum ve davranışların öğrenci üzerinde etkilidir.İstediğin kadar şöyle böyle de.Ben öğrencilerime; görüntü, konuşma, sorular çözme, dikkatli olma anlamında kanımca onlara katkı sunduğumu düşünüyorum.Yani papağan gibi sürekli tekrarlamakla olmuyor.Çünkü öğrenci şu soruyu size yöneltir:”Siz ne yapıyorsunuz?hocam.”.Onun için kabaca öğüt vermektense görüntüyle iş ve eylemle öğrencilerime bir ufuk çizgisi çiziyorum.Ben her yıl sınava giriyorum ve sınavlardan çok güzel dereceler elde ediyorum.Örneğin; bu yıl TS‘de Türkiye  21. oldum. Öğrencilerime diyordum ki her kim ki beni geçerse  eğitim çubuğumu ona vereceğim.(İsviçre’den kardeşimin getirdiği eğitim çubuğu.) Ama kolay kolay da geçilmiyordum.Yani sonuç olarak gerek çocuklarıma, gerek öğrencilerime üst perdeden öğütler vermenin çokta kalıcı olduğunu düşünmüyorum.Hareketlerin,düşünce tarzının, görüntünün, konuşmanın, oturup kalkmanın  onlar için bir ufuk çizgisi olduğunu düşünüyorum.

Eğitim kurumlarında öğrencilere rehberlik adı altında kimi noktalarda kişisel gelişim ile ilgili bilgiler de verilmektedir. Başlı başına bir ders açılsa ve zorunlu olarak öğrencilere verilse,gelişime açık bireyler yetiştirmemiz daha da kolaylaşmaz mı?

Kişisel gelişim ile ilgili kitaplar okudum.Gerçekten ufkumu açtılar. Bunun yanında eğitim de önemli. Tabiki böyle derslerin olması iyi olacaktır.Çünkü ortalık  teknolojik olanaklarla birlikte kaynaklardan geçilmiyor.Çok zengin kaynaklarımız var ama motivasyon eksik.Motive olmuş bir ruh olmazsa olmaz.Bu birinin bir zenginliğin üstüne oturup, kıymetini bilmemesi gibi bir şey.Bu bağlamda da kişisel gelişim dersleri çocuklara  ufuk açabilir,onları yüreklendirebilir, havaya sokabilir,onları içindeki değerlerle buluşturabilir,derinliklere inmesini sağlayabilir.Böyle bir dersin olması çok çok iyi olur.Bunu yapabilecek kudrette uzman eğitimcilerin de olmasılazım.Her ulu orta kişinin bu dersi vereceğini ben düşünmüyorum.Onun da filozof gibi, güçlü bir aydın gibi donanımlı olması lazım.Öğrencinin yol haritasını göstermek adına kişisel gelişim iyidir ve eğitim anlamında da gereklidir.

Biliyorsunuz ki günümüzde birçok kişisel gelişim uzmanları var.Kendisini geliştirmeye açık bireyler,ya da bu konuda gelişmek isteyenlerin illa uzmanlara mı gitmesi gerekiyor?Bu bireyin yalnız halledebileceği bir şey olamaz mı?

Ara tatilde kardeşim beni ödüllendirdi, İsviçre’ye davet etti. Bern’de 15 gün kadar kaldım.Bern’de herkesin kişisel gelişim uzmanlarıyla ve psikologlarla bir şekilde bir bağlantısı var.Türkiye’de bu yok .Zaten azgelişmiş bir ülkeyiz, düşenin dostu olmuyor.Niteliksiz çoğunluğumuz var, kalabalığız.Ülkenin hali ortada.Burada kişisel gelişim uzmanlarına ulaşmak her babayiğidin harcı değil.Ekonomik olarak güçlü aydın ailelerin çocuğuysan seni oralara götürebilirler.Yoksa saldım çayıra,mevlam kayıra gibi bir anlayış var.Bu durumda bireyin kendisini kurtarması ortaya çıkıyor ki bu da baya meşakkatli bir yol.Kişinin okuması, düşünmesi,siteler takip etmesi kişiye bir getiri sağlayacaktır.Ama dediğim gibi birey önce kafasında bunu çözmeli.Kendisini iyi hissetmeli, kendisiyle barışık olmalı.Bu da biraz yaşla ilişkili. Gençlik demek başında duman, dalgalanma demek.Ben öğrencilik yıllarımı biliyorum.Bunalımdan bunalıma, inişli çıkışlı  ruhsal anlamda serüvenim oldu.Duygusal anlamda da şimdi çok oturmuş bir kişiliğim var.Deli dolu değilim ama içimdeki çocuk tabi ki yaşıyor. Artık bunalımlarımı krizlerimi yönetebiliyorum. Bu anlamda kitaplar ve siteler sığınabilinecek bir limandır.Orada kişi kendisini iyileştirir.

Karamsarlığa bürünmüş ve bunu yok etmek isteyen birey destek amaçlı kişisel gelişim uzmanına görünmek istiyor. Ne yazık ki seansların pahalı olmasından yakınıyorlar. Sizce de bu böyle mi?

Oğlumla ilgili bir sıkıntı vardı.Bir profesör kadın ile randevulaştık.Ailevi bir durum üzerinde eşim ve ben mülakat yapacaktık.Oğlum son anda vazgeçti. Biz gittik tabi.Hem psikolog hem de kişisel gelişim uzmanı diyebileceğimiz  uzman birsaat bizimle konuştu.Bize yol gösterdi,öğütlerverdi. Birtakım şeyler empoze etti.Bir saatten sonra 350 lira istediler bizden.350 lira dehşet bir para benim için, emekliyim çünkü. Böyle güçlü yapıdaki kişiler kendilerini kapitalist sistemde iyi pazarlıyorlar. Kaliteye ulaşmak, öğüt, ilaçlar almak biraz pahalı ne yazık ki.Ama ucuz etin yahnisi de nasıl olur bilmiyorum.Tabii Halk Eğitim Merkezleri’nde ve sivil toplum aracılığıyla da bu tarz eğitimler var ama biz en uzmanına gittik.”Doğan Cüceloğlu der ki: “Kendin kendini yönetebilirsin, özgürsün, kendi kaderini yazabilirsin.”.Ama biraz da ekonomik, sınıfsal ayrım, ötekileştirmeler, birçok parçalanmalar kişinin ayakta kalmasını,  bazen mümkün kılmıyor.Ancak destanlarda ya da “rambo” filmlerinde kendimizi kurtarabiliyoruz.Bizim gibi sıkıntılı toplumlarda biraz da böyle gerilimli yerlerde çevrenin de toplumun da düzelmesi şart.Yoksa insanoğlunu küçümsemiyorum ama kişi yetmeyebilir tek başına.

Siz kendinizi motive etmek için neler yapıyorsunuz?

Ben de sosyal medyayı yoğun kullananlardanım.Facebookta olsun, İnstagramda olsun ben de paylaşımlarda bulunuyorum, yazılar yazıyorum,aforizmalar yumurtluyorum.Yani kişisel gelişim ile ilgili sorunsalları daha genç yaşta kitaplar sayesinde halletmiştim.Hem yurtdışındaki, hem de kendi içimizdeki yazarlardan bu konuyu takip ettim.Şu anda 57 yaşındayım,gazete okuyarak, kitap okuyarak,bir şeyler yazıp çizerek kendimi geliştiriyorum.İnsan belli bir evreden sonra buna da gereksinim duymuyor. Sen bilgeleşiyorsun çünkü. Ama gençler arayışta ben onların yerinde olsaydım harıl harıl arardım.

Kişisel gelişim üzerine çok okuduğunuzu söylediniz.Bize tavsiyede bulunabileceğiniz yazar,kitap,film önerileriniz var mı?

Doğan Cüceloğlu mesela.Sabah kalk diyor, her yere selam ver ve sonra kendine bir selam ver.MüminSekman’ın“her şey seninle başlar” kitabı da verim alınabilecek kitaplardan bir tanesidir.Okunması gereken kitaplara da; etkili insanların 7 alışkanlığı,genç bir iş adamına,yaşam koçum Aristo’yu örnek gösterebilirim.Filmlerden ise koç carter, stajyer, umut ışığım, kazanma sanatı vb. Filmleri önerebilirim.İnsan bence kişisel gelişimde kendisiyle barışık olmalı,kendisini bütünsel olarak sevmeli.Boyun mu kısa, önemseme, şişkomusun hiç tınma, ne bilim çirkin misin ki çirkin diye bir şey yok,insan yüz hattına yerleştirdiği anlamla güzeldir.Ufak şeyleri takmamak lazım en önemlisi bu.Sınırlar koymamalıyız hayatımıza, kendimizi sevmekle işe başlamalıyız.İnsan kendi içine daldıkça uğur böceklerini görebilir.Önemli olan kendimizi başka faktörlerle zenginleştirmek.Ben hep diyorum sadece içinizdeki rehberi dinleyin.

(MUHABİR/MERSİN-Pınar Kızıltaş)

Diğer Haberleri İçin: https://www.bolgemuhabirligi.com/goz-merkezciliginde-kadin-bedeni/

https://www.bolgemuhabirligi.com/mersin-sebze-halinde-bir-gun/

http://www.bolgemuhabirligi.com/turkiyede-nufus/

http://www.bolgemuhabirligi.com/mersinde-yasayan-son-yorukler-sarikecililer/

https://www.bolgemuhabirligi.com/dijital-medya-gazetecilik-icin-bir-firsat-mi-tehdit-mi/

https://www.bolgemuhabirligi.com/sosyal-medyanin-hayatimizdaki-yeri-tam-olarak-nerede/

https://www.bolgemuhabirligi.com/meude-ii-kore-kultur-gunu/

https://www.bolgemuhabirligi.com/multeci-haklari-icin-medya-ve-sivil-toplum-igam-el-ele/

https://www.bolgemuhabirligi.com/kadinlar-gunu-ve-tarihcesi/

1 yorum

  1. Bu siteyi genç ve yetenekli gazeteci Pınar Kızıltaş vesilesiyle tanıdım. Mülakata konu olan bendim. Keyifle okudum. Ortaya nitelikli bir çalışma çıkmış. Bu bağlamda Pınar arkadaşımı kutlar, daha nice güzel çalışmalara imza atmasını dilerim.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.