“Hepimiz Aynı Gemideyiz”

Araştırma haberi

23’üncü Dünya İklim Değişikliği Konferansı 6-17 Kasım 2017 tarihleri arasında Almanya’nın Bonn Şehrinde düzenlendi. Konferansa 197 ülkeden hükümet temsilcileri, dünya genelinde 500 sivil toplum temsilcisi ve 100’den fazla gazeteci dahil yaklaşık 25 bin kişi katıldı.

2015’te gerçekleştirilen Paris İklim Değişikliği Anlaşması’nda belirlenen hedeflerin hayata geçirilmesi amacıyla yapılan Konferans’a Pasifik ülkesi Fiji başkanlık etti. Konferansa küresel ısınmadan en çok ve en erken etkilenecek olan Fiji’nin başkanlık yapması konferansın önemini bir kez daha ortaya çıkardı.

İsveç’te bulunan düşünce kuruluşu FORES bünyesinde Emine Behiye Karakitapoğlu öncülüğünde hazırlanan “İklim Mültecileri: Bilim, İnsanlar, Hukuk ve Gelecek” başlıklı rapordan.

Konferans ABD Başkanı Donald Trump’ın Paris İklim Değişikliği Anlaşması’ndan çekilme kararı almasının gölgesinde başladı. ABD’den Trump’a rağmen Konferansa desteğini açıklayan 14 eyalet ve Porto Riko kendi paylarına düşen hedefleri yerine getirme sözü verdi. Katılan eyaletlerden temsilciler arasında Trump’ın kararına bir hayli öfkeli olan ünlü aktör Arnold Schwarzenegger de vardı. Katılanlar kadar katılmayanların da damgasını vurduğu bu önemli konferansın, herşeye rağmen küresel ısınma konusunda dünyada geniş bir görüş birlikteliği oluşmasına vesile olduğunu dile getirenler çoğunluktaydı.

ABD’nin Konferansa Katılımı Neden Önemli?

ABD’nin eldeki verilere göre, Çin ile birlikte  atmosfere en çok karbondioksit (CO2) salınımı yapan ikinci ülke olması,

Paris İklim Değişikliği Anlaşması gereğince belirlenen hedefler için ayrılan 10 milyar dolarlık bütçenin 3 milyar dolarlık kısmının ABD tarafından karşılanması,

Kendi payına düşen miktarı ödeyemeyecek durumda olan yoksul katılımcı ülkelere anlaşmada kabul edilen beyanatlar çerçevesinde, ABD, Çin ve Avrupa Birliği ülkelerinin ekonomik destek sunarak tam katılımı sağlaması,

Küresel ısınmaya sebebiyet veren sera gazlarınının atmosfere salınımına en çok sebep olan ABD başta olmak üzere, yine bu ülkelerin olması.

Şunu da belirtmek gerekir ki, Donald Trump’ın Paris İklim Değişikliği Anlaşması’ndan çekilme kararı almasına rağmen, bunun resmi olarak 2020’den önce gerçekleşebilmesi, anlaşma gereği mümkün değil.

Peki Türkiye Bu Konferansın Neresinde?

 Konferansta Türkiye’yi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı ve İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Mehmet Emin Birpınar başkanlığındaki heyet temsil etti.

2015’teki Paris İklim Değişikliği Anlaşması’na şartlı katılan Türkiye, belirlenen hedefler doğrultusunda kendi payına düşen hedefleri yerine getirmeyi taahhüt etmişti. Türkiye küresel sera gazı salınımında yüzde 1’in biraz altında bir paya sahip. 2015 yılında Paris’te deklere edilen anlaşmayı 2016 yılında imzalayan 175 ülkeden biri. Ancak anlaşma hala TBMM’de ve onaylanmayı bekliyor, dolayısıyla Türkiye henüz resmi olarak anlaşmanın tarafı değil. Peki Türkiye neyi bekliyor? 2017 Temmuz ayında Hamburg’da düzenlenen G20 zirvesinin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin anlaşmayı TBMM’den geçirmeyebileceğini açıklamıştı. Yukarıda belirtilen yoksul ülkeler kategorisinde bir üçüncü dünya ülkesi olarak Türkiye de bulunuyor, dolayısıyla Türkiye bütçe yardımı yapılacak ülkeler arasında yer alıyor. Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Fançois Hollande tarafından verilen bütçe yardımı taahhüdüne dayanarak Türkiye’nin anlaşmaya dahil olabileceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı: “Bizler de dedik ki ‘Eğer bu gerçekleştirilirse parlamentodan geçer, aksi taktirde bu, parlamentodan geçmez. Nitekim şu anda henüz parlamentodan geçmemiştir, dolayısıyla Amerika’nın attığı bu adımdan sonra, bizim de durduğumuz konum şu anda parlamentodan geçmemesi istikametindedir.”

Kıbrıs’tan Önemli Deklerasyon – Su Krizi Yaşanabilir!

Akdenizin jeostratejik öneme sahip adası Kıbrıs’ta da durum pek iç açıcı görünmüyor. Halihazırda kısıtlı olan su ve diğer yeraltı kaynakları hergün biraz daha risk altına girerken, küresel iklim değişikliğinin de etkisiyle eko-denge kırmızı alarm vermeye başladı. Özellikle yaz aylarında yüksek sıcaklık artışıyla ortaya çıkacak olan çölleşmeye bağlı su kıtlığı, acil önlemler alınması gereken sorunlar arasında. Bu amaçla Kıbrıs’ta kamuoyunun iklim değişikliği konusunda bilgilendirilmesi, yürütülen mevcut çevre politikalarının yeniden düzenlenmesi, varolan kaynakların daha ihtiyatlı ve geri dönüşüme uygun şekilde kullanılması amacıyla Uluslararası Akdeniz ve Ortadoğu’da Enerji, Su ve İklim Değişikliği Konferansı Organizasyon Komitesi ‘Kıbrıs İklim Değişikliği Deklerasyonu’ (The Cyprus Decleration on Climate Change) adıyla bir deklerasyon yayınladı. The Cyprus İnstitute ve 2015 yılında kurulan Su Politikaları Derneği’nin de aktif destek verdiği deklerasyonda sorunlar ayrı başlıklar altında ele alnıdı. Ayrıca, veri paylaşımı ve koordinasyon kültürünün oluşturulmasının önemine de dikkat çekilen deklerasyonda, veri kalitesinin ve kullanılabilirliğinin geliştirilmesine, bölgesel seviyede gözlemsel veri ve model projeksiyonlarının siyasetçileri bilgilendirecek ve kamu bilincini artıracak yönde dikkatle değerlendirilmesine de değinildi.

Umut Vaadeden Konferansta Belirlenen Hedefler ve Somut Gerçekler

Öncelikle konferansın temel amacı, dünyadaki toplam sera gazı salınımını sanayi devrimi öncesiyle karşılaştırıldığında, küresel sıcaklık artışını 2 derecenin altında tutacak şekilde sınırlamak. Eldeki verilere bakıldığında bu pek mümkün görünmüyor.

Enerji Piyasası Uzmanı Cüneyt Kazokoğlu’na göre kömür, petrol, doğal gaz gibi fosil yakıtların tüketimi ile oluşan karbondioksitin (CO2), toplam sera gazı içindeki payı dörtte üçe yakın. Dolayısıyla sera gazı salınımını azaltmak için CO2 salınımını azaltmak şart. Oysa yapılan araştırmalar gösteriyor ki, endüstri devriminden beri dünyada insan kaynaklı karbondioksit (CO2) salınımı artışı hızlanarak devam ediyor. Bu artışla birlikte endüstri devriminden beri dünya 0.7 derece daha ısınmış görünüyor. Dünyada en fazla sera gazı salınımı yapan ülkelerin ABD, Çin ve Avrupa ülkeleri olduğu biliniyor.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC – Intergovernmental Panel on Climate Change) hesaplarına göre küresel ısınmanın 2 derecenin altında kalabilmesi için, toplamda en fazla 3.650 milyar ton karbondioksit (CO2) salınımı yapılması gerekiyor. Endüstri devriminden günümüze insanlığın atmosfere 2 milyar ton CO2 saldığı bilgisi hesaba katılırsa, geriye kalan 1.650 milyar ton sınırının 2100 yılına kadar aşılmaması mümkün mü? Cüneyt Kazokoğlu’na göre bunun mümkün olabilmesi için tek yol var, o da dünyanın bu yüzyıl sonunda karbondan tamamen arınmış olması, yani hiç kömür, petrol, gaz tüketmemesi.

Paris’teki konferans için 150’den fazla hükümet “Kesin Katkılar İçin Ulusal Niyet Beyanı” (INDC – Intended Nationally Determined Contributions) sundu. Bu beyandaki taahhütlerin toplamı, küresel ısınmanın bu yüzyıl sonunda 2 derece sınırını aşarak 2.7 dereceye varacağını öngörüyor. Eğer bu beyanlardaki fazladan taahhütler yerine getirilmezse, bugün halihazırda uygulanan çevre politikalarıyla küresel ısınmanın 4 dereceye varması ve hatta geçmesi gerçeğe en yakın tablo olarak önümüzde duruyor.

Bonn’da düzenlenen İklim Değişikliği Konferansın’ın hemen girişinde, katılımcılara sunulmuş olan geleneksel Fiji kanosunu hatırlayalım ve küresel ısınma karşısında hepimizin aynı gemide olduğunu unutmayalım.

 

Muhabir-Editör

Yunus Yamalak (Doğu Akdeniz Üniversitesi Yeni Medya ve Gazetecilik (İngilizce) mezunu.)

 

 

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.