Sahra Çölü’nden Blues Esintileri

Tuaregler hakkında çok şey yazıldı, söylendi. Afrika Berberileri’nin bir kolu olan Tuaregler (ya da kendilerine verdikleri isimle Kel Tamaşekler), yoğunluklu olarak Kuzey Afrika’da yaşayan yarı göçebe bir halktır. Kimse tam olarak nereden geldiklerini bilmiyor. Sahra Çölü’nün kucak açtığı Cezayir, Libya, Mali ve Nijer gibi ülkelere yerleşen toplam 1.5 milyon Tuareg olduğu tahmin ediliyor. Sekizinci ve on ikinci yüzyıllar arasında kuzeye doğru göç ederek Sahra Çölü’ne yerleştikleri tahmin ediliyor. Gelirken de yanlarında Berberi kültürünü ve Tamaşek yerel dilini getirmişler. Çadırlarda yaşar ve kervan ticaretiyle uğraşırlar. Müslümanlık ve Animizm inancına bağlı bu halkı, diğer Afrika halklarından ayıran en önemli özellik anaerkil bir toplum olması. Soy ağacı erkeklere değil kadınlara bağlı. Diğer Müslüman toplulukların aksine kadınlar değil, erkekler peçe takar. Bunun nedeni sorulduğunda; “kadınlar güzeldir, güzel olanın örtünmeye ihtiyacı olmaz” derler. Yaklaşık 1000 yıllık bir kültürün mirasçısı olan Tuaregler hakkında birçok belgesel yapıldı, kitap ve makale yazıldı. Peki bugün kendi halinde yaşayan bu çöl sakinlerini bir anda bu kadar ilgi odağı yapan asıl şey ne?

Tabi ki müziğe olan bağlılıkları ve tabi ki Tinariwen!
İş güçten arta kalan zamanlarının büyük kısmını müzik yaparak ve dans ederek geçiren Tuaregler, kendilerine özgü bazı enstrümanlar geliştirmişler. Bu enstrümanlarla yaptıkları müziğe ise Tamaşek müziği diyorlar. Tamaşek müziğinde iki önemli yerel enstrüman vardır. Bunların biri Tindé davuludur. Tıpkı içinde barındıkları çadırlar gibi bu davul da hayvan derisinden yapılmaktadır. Diğeri ise tek telli bir kemençeyi andıran İmzad. Her iki enstrüman da kadınlar tarafından yapılır ve çalınır. Erkeklerin bu enstrümanları kullanması uygun görülmez. Bunun yerine erkekler de Teherdent denilen yerel bir ud ve çoban flütü çalarlar. Hep beraber el çırparak dans etmek ise müziğe kattıkları ayrı bir mizansendir.
Yıllar boyu kendi mütevazi hayatlarında icra ettikleri bu Tamaşek müziği, Tinariwen adlı grup sayesinde uluslararası müzik dinleyicilerine ulaştı. Mali’nin kuzeyinde, 70’lerin sonlarında temelleri atılan grup, yöresel enstrümanların yanında gitar kullanarak ilk müziğini icra etmeye başladı. Grubun kurucusu ve aynı zamanda solisti olan İbrahim Ag Alhabib, yerel Tamaşek müziğini gitar sayesinde modern rock melodileriyle harmanlayarak yeni bir müzik türünün öncüsü oldu. 1979 yılında Cezayir’de bulunan Tamanresset’te (Tuareg’lerin bilinen en büyük şehri) bir araya gelen grup, daha sonra Albay Muammer Kaddafi tarafından genç Tamaşek erkeklerine savaş eğitimi vermek amacıyla kurulan askeri kamplarda, genç savaşçılara mini konserler vererek bir anda isyancıların sesi oldu.

Bir Tuareg Eline Gitar Alırsa…
Tinariwen’i müzikle buluşturan ve bir grup olmasını sağlayan en önemli unsur, gitar aşığı bir garip çöl sakiniydi. Çölde eline nasıl geçtiği hala tam olarak anlaşılamayan gitarı alıp bir daha bırakmayan İbrahim Ag Alhabib, sonraki yıllarda hep bu gitarın izinden gidecekti. Bu acayip icadın nasıl olup da bu kadar mucizevi güzellikte ses çıkarabildiğine şaşıran Alhabib, müzikte yeni bir dünyayı keşfetmek üzere çölün dışına çıktı. Bob Marley, Jimi Hendrix gibi gitar ustalarının kasetlerine ulaşınca aradığı şeyin tam da bu olduğunu anladı. Bu dönemde tıpkı kendisi gibi gitar hayranı olan Japonais, Hassan, İnteyeden ve Khedou adlı yerel sanatçılarla tanıştı ve onlarla bir topluluk kurdu. Tuareg geleneğine göre kabileye ait olmayan enstrümanları çalmak uygun görülmüyordu, ama Alhabib içindeki bu gitar sevdasına söz geçiremedi. Ağırlıklı olarak gitar çalan sanatçıları dinleyen topluluk bunun yanında Fas ve Cezayir kökenli Mağrib ezgilerini de dinlemeye başladı. Müziklerinde ise savaş, barış, ayrılık, kendi benliğini bulma ve kendi gerçekleriyle var olmaya dair hikayeler melodiye dönüştü. Bütün bunları kendi Berberi ezgileriyle harmanlayan grup kendi bölgelerinde bile hiç duyulmamış ezgiler üretmeye başladı. Devrimci bir ruha sahip olan grubun ilk parçaları halkın açlık, kuraklık, göç sorunlarına değinen felsefi ve bir o kadar da şiirsel şarkılardan oluşuyordu.

Bir Elde Gitar Bir Elde Silah – İsyan Yıllarında Müzik
1970 ve 1980’li yıllar arasında baş gösteren kuraklık en çok Sahra Çölü ve çevresinde yaşayan Tuaregleri etkiledi. Pek çok Tuareg genci iş bulmak umuduyla Cezayir ve Libya’ya göç etti. Özellikle Libya’da Kaddafi’nin birliklerine katılan Tuaregler, buralarda ücretli asker olarak eğitim aldılar. O yıllarda ortaya çıkan petrol kriziyle birlikte işsiz kalan Tuaregler yeniden ülkelerine dönmek zorunda kaldılar. Ancak ülkelerinde değişen bir şey yoktu. Buna bir de hükümetin kayıtsızlığı eklenince Tuaregler için sabırlar taşma noktasına gelmişti. İsyan kapıdaydı. İşte tam bu dönemde Mali hükümetine karşı oluşan isyana katılmayı bir görev bilen grup elemanları da Libya’daki bu askeri kamplara katılmaya karar verdiler. Hem askeri eğitimlerini alıp hem de müziklerini icra eden gruba, kamptaki askerlerden biri olan Abdallah adlı bir gitarist daha dahil oldu. Böylece 1985 yılında Sahra Çölü’nün bir köşesindeki askeri bir kampta Tinariwen resmen kuruldu. Yerel Berberi dilinde ‘Çöller’ anlamına gelen Tinariwen kelimesi, geniş bir müzikal yelpazeye sahip olan grubun kendiyle uyuşan adı oldu.

Ali Farka Touré Etkisi
Abdallah’ın gruba katılması diğer grup üyelerinde yeni bir enerjinin doğmasına vesile oldu. Onun çabalarıyla Mali’li Blues ilahı Ali Farka Touré ile tanışma fırsatı bulan grup, yeni bir müzik türünü yakından tanıma şansına erişti. Touré’nin muazzam çöl ezgilerini sahibinden dinleyen grup bu tarzı hemen kendi müziklerine uyarlamaya karar verdi. Böylece Tinariwen müziğinin bugün itibariyle bilinen ses sentezi ortaya çıkmış oldu. Çok kısa bir sürede Sahra Çölü’nün bütün Tuareg gençlerinin dudaklarında en az bir Tinariwen şarkısı dolanmaktaydı. Tuareg kültürüne özgü olan göçebe yaşam tarzlarını müzikleri için bir avantaja dönüştüren grup, diyar diyar dolaşarak şarkılarını söyledi. 1990’da Tuareg isyanının resmen başlamasıyla müziğe ara verip özgürlükleri için silahları kuşandılar. Tabi bu süre içinde fırsat buldukça isyan şarkıları söylemeyi de ihmal etmediler. Ancak isyanın devam ettiği dönemde Tinariwen dinlemek Mali hükümeti tarafından yasaklandı. Kasetini bulundurmanın cezası bile 3 yıl hapisten başlıyordu. Birkaç yıl sonra Kuzey Mali demokratik yönetime geçti ve Tuaregler yurtlarına geri döndü. Tinariwen ise müziğine kaldığı yerden devam edecekti.


Bir Müzik Ekolü Doğuyor – Dünya Sahnesine Çıkış

Fransa’daki dünyanın en sofistike müzik groplarından Lo’jo 1999 yılında Mali’ye ziyareti sırasında Tinariwen grubuyla tanıştı. Lo’jo bu, kendi mütevazi dünyasında yaşayan, el değmemiş grubu çok beğendi ve Fransa’ya bir festivale davet etti. İlk defa Tuareglerden olmayan bir topluluğa konser verecek olmanın heyecanını yaşayan grup, teklifi hemen kabul etti. Sonuç inanılmazdı. Dinleyiciler bu peçeli esmer adamların söylediği şarkılarla hipnotize olmuş, Tinariwen ilk defa tadına vardığı profesyonel bir sahnede sınıf atlamıştı. Daha ilk bakışta bu grupta büyük bir gelecek potansiyeli gören Batılı yapımcılar, albüm önerisinde bulundu. Grup teklifi reddetmedi. Ancak ortada küçük bir sorun vardı. Grup daha önce hiç stüdyoya girmemişti ve en önemlisi de Mali’de kullanabilecekleri bir stüdyo yoktu. Çözüm bulundu: Yurtdışından getirilen gerekli donanımlarla seyyar bir stüdyo kuruldu. Adres Mali’nin Kidal şehrinde bulunan Tisdas Radyo İstasyonu’ydu! 10 şarkıdan oluşan ilk albümünü bu radyo istasyonunda kaydeden Tinariwen, albüme de ‘The Radio Tisdas Sessions’ adını vererek borcunu ödemiş oldu.
Alışılmış müzik gruplarından çok farklı bir yapıya sahip olan Tinariwen’in en belirgin özelliği içinde bulunduğu ‘an’ın ruhuna göre hareket etmesi. Örneğin grubun belli bir solisti yok, o anki parçanın solosunu hangi gitarist çalıyorsa, o kişi aynı zamanda baş gitarist ve solist oluyor. Grubun tüm üyelerinin aynı anda aynı yerde olmaları çok zor, o yüzden parçaları çalabilerecek kişi sayısı oluşur oluşmaz gerekli kayıtlar yapılıyor. Ayrıca grubun ilk yıllarında kadın vokaller göze çarpıyor, geleneksel kıyafetleri ve danslarıyla fark yaratıyordu. Sonra bu kadınlar bir anda yok oldu ve yerine bir baterist geldi. Daha sonra grup toplamda 6 kişi olarak çıktı sahnelere. Üyeler sürekli değişti ama Tinariwen ezgileri hep aynı lezzetini korudu.
2001 yılına gelindiğinde yine Lo’jo öncülüğünde organize edilen “Festival İn The Dessert” (Çöldeki Festival) adlı başarılı müzik projesi sayesinde, Tinariwen artık dünyanın dört bir köşesinde ilgiyle dinlenen ve bilinen bir grup oldu. Dünyanın farklı bölgelerinden hayranların, belgeselcilerin, araştırmacıların ziyaretgahına dönüşen Sahra Çölü’ünde, bu onuru tüm benliğiyle içinde taşıyan ve temsil eden Tinariwen, bugün dünya müzik platformunda resmen bir müzik fenomenine dönüşmüş durumda. Yedi kıtayı dolaşıp kendi dilinde konser veren grubun üyeleri gittikleri her yere kendi yerel kıyafetleriyle, kültürleriyle ve peçeleriyle ait olduğu çölün izini bırakıyor, o izin ardına düşen milyonlarca müziksever kendini Sahra Çölü’nün büyüleyici esintisinin ortasında buluyor.

Tüm bu duyguları da en güzel, tek bir dörtlükte, büyük Tuareg şair Rhissa Rhossey harmanlıyor;
Ben anaç toprağın oğluyum
Ben ebedi acının çocuğuyum
Ben çölün efendisi değilim
Ama çıplak ufukların kölesiyim

‘Pas De Nom’ (İsimsiz)

ayrıca grubun 2008’de düzenlediği müzik festivaline buradan ulabilirsiniz. https://www.youtube.com/watch?v=tb0TklyL2Oo

 

Muhabir-Editör: Yunus Yamalak

(Doğu Akdeniz Üniversitesi Yeni Medya ve Gazetecilik (İngilizce) mezunu.) 

önceki haberi için :http://www.bolgemuhabirligi.com/hepimiz-ayni-gemideyiz/

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.