Savaşın Çaresiz Mağdurları Suriyeli Mülteciler

Dünya kamuoyu, Suriye’de yaklaşık 7 yıldan beri devam eden iç savaşın yarattığı kaos ortamıyla beraber, 21. yüzyılın (şimdilik) en büyük trajedisine tanık oluyor. Ölümle her an burun buruna yaşayan halklar, IŞİD terör örgütünün toplu katliamlarıyla neredeyse yok olma noktasına gelen Ezidiler, viraneye çevrilmiş koca bir ülke ve en sonunda varacak güvenli bir liman bulma umuduyla yollara düşen mülteciler. Hemen yanıbaşımızdaki bu ateş çemberinin komşu halk olarak bizi etkilememesi mümkün değildi. En yakın durak Türkiye olarak görülüyordu, Avrupa’ya ulaşmak için ise arada deniz vardı, ama sorun değildi. Bu ülke hepsine yeterdi ama yetemedi. 5-10 kişilik botlara 30’ar 40’ar binerek geldiler. Denizin ortasında bottan düşünce, yüzerek geldiler ve bazıları gelemediler… Gelebilenler hoş geldiler. Acaba şimdi ne haldeler?
Türkiye’nin çeşitli illerinde misafir edilen 2.7 milyon Suriye’li mültecinin temel ve insani ihtiyaçlarını karşılayabilmek, onlara psikolojik ve sosyal destek sağlayabilmek amacıyla oluşturulan yerel ve uluslararası yardım kuruluşları, her türlü zorluğa rağmen mültecilerin yanında olmaya gayret ediyor. Türkiye’nin Suriye’ye komşu olan Güneydoğu illerinde barınan mültecilerin topluma uyumu ve rehabilitasyonu için 2013’ten beri çalışmalar yürüten Psikolog Mustafa Niyazi Korkutata‘yla çalışmaların seyri ve mültecilerin son durumu üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Öncelikle sizi tanıyarak başlayalım mı söyleşimize?
-Ben Mustafa Niyazi Korkutata. Doğu Akdeniz Üniversitesi Psikoloji mezunuyum. Halen Yakındoğu Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji Yüksek Lisansı yapmaktayım. Lisans eğitimimi 2013 tarihinde tamamladıktan sonra, Suriye ve Irak iç savaşından etkilenerek Türkiyenin çesitli illerine sığınan mültecilere yönelik yürütülen çalışmalarda yer aldım. Bu süre zarfında Şanlıurfa, Diyarbakır, Batman, Şırnak ve Mardin şehirlerinde yerel ve uluslararası insani yardım kurumlarında çeşitli görevlerde bulundum.

Hangi kurumlarla çalışıyorsunuz? Toplamda kaç kişisiniz? Göreviniz nedir?-Şu anda Concern Worldwide adlı İnsani Yardım Kuruluşu’nun Şanlıurfa ofisinde Psikolog olarak çalışmaktayım ve 150 civarı çalışanımız bulunmakta.

Hangi kurum ve kuruluşlarla ile bağlantı halindesiniz?
-Türkiye’deki mevcut durumda, mültecilere yönelik çalışmalarda irtibatta olduğumuz birçok yerel ve uluslararası aktör bulunmakta ve çalışmalarımızda gerek devlet kurumları gerekse diğer birçok aktör ile dayanışma ve etkileşim içerisindeyiz.

Urfa’da bundan başka kaç mülteci kampı var ve bu kamplarla ilgili çalışmalar da yürütüyor musunuz?
-Türkiye’de mevcut yasalardan dolayı, yerel ve uluslararası kurumların mülteci kamplarına girmesi malesef mümkün

değil. Devlet görevlileri dışında kamplara erişim engellenmiş durumda. Kamplara erişimin sağlanabilmesi için özel izinler talep edilmekte. Türkiye’de bulunan kampların tamamı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD)’nın denetimi ve sorumluluğu altında bulunmakta. Bizler yerel ve uluslararası kurumlar olarak, çalışmalarımızı kamp dışı alanlarda yaşayan Suriye’lilere yönelik yapmaktayız.

Çocuklar için düzenlenen bir oyun etkinliğinden.

Çalıştığınız alanda veya mülteci kampında acil ihtiyaçlar konusunda bir liste hazırlamanızı istersem ilk 5’e hangi ihtiyaçları yazardınız?
-Temel ihtiyaçlar (barınma, beslenme gibi)
-Mülteci statüsünün verilmemesinden kaynaklı sorunlar
-Ekonomik problemler
-Dil bariyeri
-Sosyal uyum problemleri
Neden?
-Aslında yukarıda yaptığımız sıralama kişiden kişiye değişebilmektedir, ben genel olarak sahada karşılaştığımız vakalardan yola çıkarak böyle bir sıralama yapabilirim.
Sosyal uyum sorunu nedir? Mülteciler açısından ne gibi problemlere yol açmaktadır?
-Sosyal uyum, çeşitli yönlerden farklılık gösteren birey ya da toplulukların karşılıklı etkileşimi ve belli bir ahenk içerisinde egemen unsur olmadan yaşayabilmesidir. Suriye iç savaşından sonra 3 milyon civarı insan Türkiye’nin çeşitli ilerine sığındı. Bu süreçten sonra yapılması gereken şey, bu sığınmacı grubunun sosyal, ekonomik , kültürel ve etnik ihtiyaçlarına uygun altyapının hazırlanması gerekirdi, fakat yetersiz hizmetler Türkiyeli toplumlar ile Suriyeli toplumlar arasında sorunlara sebep olmaktadır. Bu sorunları örneklemek gerekirse; işsizliğin yarattığı tansiyonlar, kültürel çatışmalar, kamusal hizmetlere erişim konusunda yaşanan yetersizlikler.

 

Bu konuyla ilgili düzenlediğiniz bir Sosyal Uyum Çalışma Grubu Etkinliği var. Bu etkinliği anlatır mısınız?
-Sosyal Uyum Çalışma Grubu Şanlıurfa’da Suriye’li ve Türkiye’li toplumun uyumuna katkı sunmak, yaşanan sorunları belirlemek, bu anlamda çözüm önerileri sunmak ve aktiviteler yapmak için Şanlıurfa’da sosyal uyum çalışması yapan yerel ve uluslararası birçok kurumun yer aldığı bir çalışma grubudur.
Peki bu etkinlik ne zaman yapıldı? Nerede ve kaç oturumda gerçekleşti?
-20 Kasım 2017’de Dünya Çocuk Hakları Günü’nde Şanlırufa’da sabah ve öğleden sonra olmak üzere iki oturumda gerçekleşti.
Katılımcılar kimlerdi?
-Katılımcılar, sabah Şanlıurfa’daki okullarda eğitim gören çocukların aileleri ve öğleden sonra da çocuklar.

Soldan sağa; Worldwide Koordinatörü AfşinEvren, Yrd. Doç. Dr. Ebru Güzel, Av. Gökhan Devrim, Sosyal Ben vakfı Melis Yıldırım, Psk. Mustafa Korkutata

Bu çalışmanın amacı neydi ve hangi konular ele alındı?
-Çalışmanın amaçları, çocukları böylesi bir günde en tabi haklarından biri olan oynama hakkına ulaştırmak. Bunun için birçok etkinlik yapıldı (masal anlatımı, tiyatro, koro). Bunun yanında, sabahki oturumda ben, çocukların yaşadıkları uyum problemlerinde ailelerin rollerini belirten bir konuşma yaptım. Şanlıurfa Çocuk Hakları Komisyonu Başkanı ve Şanlıurfa Barosu’na bağlı olan Avukat Gökhan Devrim çocuk hakları ile ilgili, Okan Üniversitesi Pazarlama ve Reklamcılık Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Ebru Güzel genel bir çerçeve ile sosyal uyumu, Worldwide İnsani Yardım Kurumu Eğitim Bölümü Yöneticisi ve Hayata Destek İnsani Yardım Derneği Saha Koordinatörü Afşin Evren de moderatör olarak gözlemlerini anlatı.
Yaptığınız bu çalışma ile hayata geçirmeyi düşündüğünüz kararlar ve projeler nelerdir?
-Sosyal Uyum Çalışma Grubu olarak, sahada yaşanan tansiyonları belirlemek için çalışmalar yapmak, bunun ardından yaşanan tansiyonların çözümü için etkin rolleri olan muhatapları aktifleştirmek. Bunların yanında toplumda bu anlamda farkındalık yaratmak için etkinlikler yapmak, temel olarak planladığımız çalışmalar.

Alanda yürüttüğünüz çalışmalar esnasında mültecilerle yaptığınız görüşmelerde ne gibi izlenimler edindiniz? Biraz anlatır mısınız?
-Bu alanda çalışmaya başladığım 2013 yılından bugüne kadar doğal olarak bir çok şeye şahit olduk ve bir çok izlenimimiz oldu, ama özel olarak insanların buraya; yani Türkiye’ye neden geldiklerini ısrarla anlatmaları ve gerekçelerini sıralamaları bana hep trajik gelmiştir. İstedikleri en önemli şeylerden biri bu konuda anlayış.

Yaptığınız çalışmalarla mültecilere en çok hangi konularda faydalı olmayı amaçlıyorsunuz?
-Mülteciler sahip oldukları farklılıklardan (Dil, etnik kimlik, kültür) dolayı, içerisinde bulundukları şartlardan ve yetersiz kamusal desteklerden dolayı sorunlar yaşamaktadırlar. Bizler bu kişilere bazen direkt olarak, bazen de sunulan kamusal hizmetlere erişmeleri konusunda onlara destek sunmaktayız.

Alanda çalışma yaparken karşılaştığınız zorluklar ve engeller neler? Bunların üstesinden gelmek için nasıl bir yol izliyorsunuz?
-Yaptığımız çalışmalarda bizi zorlayan konular, çalışmaya göre değişebilmektedir. Ancak genel olarak devletin bürokratik engelleri, hizmet sağlayıcı kurum ve kuruluşlarda çalışan görevlilerin ötekileştirici davranışları ve bizleri Suriyeli mültecilere yönelik çalışma yaptığımız için eleştirmeleri. Bir de devlet kurumlarındaki ilgili birimlerde, bu alanda tecrübe sahibi eleman eksikliği.

Mülteciler sorunlarını ve isteklerini sizlere iletirken en çok hangi konularda yardım istiyorlar ve çalışmalarınızla ilgili neler düşünüyorlar?
-Kamplardaki durumu, ancak devletin bilmemizi istediği kadarıyla biliyoruz. Alandaki temel ihtiyaçlara gelecek olursak, en çok tercümanlık ve kamusal hizmetlere erişme konularında destek istiyorlar. Genel olarak sahada onlar için çalışma yürüten kurumların bulunmasından mutluluk duyduklarını belirtiyorlar.

Mülteciler için çıkarılan Geçici Koruma Kanunu nedir ve neyi hedeflemektedir? Sizler bu kanunun neresinde duruyor sunuz?
-Geçici Koruma Kanunu aslında kanun değil, bir yönetmeliktir. Kanun dersek hukuk terimlerinde karışıklık yaratmış oluruz. Bu yönetmelik Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’na dayanılarak çıkarılmıştır. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (1951 Cenevre Sözleşmesi doğrultusunda) ülkemize gelen tüm mültecilerin hak ve hizmetlere erişimini kolaylaştırıcı hükümler getirirken, Geçici Koruma Yönetmeliği Suriyeli mülteciler için düzenlenmiştir. Suriyeli mültecilerin sağlık, eğitim, sosyal, güvenlik ve çalışma haklarını düzenleyen, yükümlülüklerini belirten ve ülkede meşruiyetlerini sağlayan bir yönetmeliktir. Temel ihtiyaçların karşılanması, istisnai durumlar (suç işlenmesi, milli güvenlik, terör örgütleriyle bağlantı vs.) hariç hiçbir Suriye’li mültecinin zorla geri gönderilmemesi esasına dayanır.

Bu kanun nezdinde yapılmak istenen ile pratikte gerçekleşen durumun örtüştüğünü düşünüyor musunuz? Neden?
-Şu an ülkede çok büyük bir Suriyeli mülteci nüfusu var. Bu kişilerin hak ve yükümlülüklerinin sadece yönetmelikle düzenlenmesi yetmez, pratikte de devlet kurumlarının kapasitesinin geliştirilmesi gerekir. Ancak şu an bununla ilgili çalışma yapıldığı söylenemez. Örneğin; Yönetmelik eğitim hakkından bahsediyor ama Urfa’da Türkiyeli çocuklar için bile okul ve öğretmen sayısı yetersizken Suriye’li mülteci çocukların gelmesiyle okullar daha çok kalabalık olmaya başladı ve nitelikli bir eğitim verilemiyor. Okullar bunu bahane ederek çocukların okul kaydını engelliyor. Sağlık hizmetleriyle alakalı da aynı sıkıntılar var. Ayrıca Türkiyeli insanların mültecilere olan önyargıları, bu konuda bilinçlendirme çalışmaları yapılmaması, devlet memurlarının tutumu gibi bir çok problem de mültecilerin hak ve hizmetlere erişimini engelliyor.

Bu kanunun sizin açınızdan avantajları ve dezavantajları nelerdir?
-Yönetmelikte birçok hak düzenlenmiş olmakla birlikte, bu hak ve hizmetlere erişim için kimlik gerekmektedir. Kayıt süreçleri çok uzun sürüyor ve kişilerin sosyal yardımlar gibi birçok haktan yararlanabilmelerinin önünde engel teşkil ediyor. Bu konuda ayrıntılı bir düzenleme olmadığı için de kurumların insiyatifi birçok haksızlığa neden olabiliyor.

Mülteci alanında çalışan biri olarak bu soruna dair tavsiyeleriniz ve beklentileriniz nelerdir?
-Çeşitli gerekçeler ile ülkelerini terk etmek zorunda kalan insanlara yönelik yaklaşım ve tutumlarda, takip edilmesi gereken standardın, Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi ve Uluslararası Mülteci Hukuku olduğunu düşünürüm, bunun aksine davranan yasal çerçevelerin sorunu derinleştirdiği kanaatindeyim.

Son olarak yürüttüğünüz çalışmalar sırasında sizi en çok etkileyen olay ve durumlardan bir tanesini bizimle paylaşır mısınız?
-Beni en çok etkileyen olay 2014 yılında gerçekleşti. Bu olay Irak’tan IŞİD saldırıları sonrası kaçarak Şırnak’a gelen Kürt Ezidi bir sığınmacı ile onlara yardıma giden bir Şırnak’lı vatandaş arasında geçen diyalogdu. Şırnak’lı vatandaş, sığınmacı Ezidi vatandaşa, “toprağınıza hoşgeldiniz, burası da sizin torağınız” diye seslendi, buna karşılık Ezidi sığınmacı “biz zaten buradaydık ( Türkiye) da, katliamlardan kaçıp gittik ama katliamlar bizi Irak’ta da buldu” cevabı beni çok sarsmıştı.
Söyleşi için teşekkürler.

Muhabir: Yunus Yamalak – KKTC
Diğer haberleri için: http://www.bolgemuhabirligi.com/sahra-colunden-blues-esintileri/

http://www.bolgemuhabirligi.com/hepimiz-ayni-gemideyiz/

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.