Tabiatın Kalbi “Bolu”

Ülkenin yeşilliğe ve bol oksijenli hava sahasına hasret kaldığı şu günlerde, her zaman muhteşem doğasıyla insanlara kucak açan küçük ama büyüleyici şehrimiz Bolu. İç Anadolu ve Marmara’nın kesiştiği nokta olan şehrimize ulaşım da oldukça kolay. Bu sayede günübirlik tatiller için de avantajlı konumda…

Bolu Veya “Claudio Polis”

İlk yerleşik toplumun, MÖ.1200 yıllarında Frigler olduğu düşünülen Bolu’nun tarihi oldukça eskiye dayanıyor. Romalılar zamanında, bölge “Claudio Polis” olarak isimlendirilmiş. Bolu isminin de “Polis”ten geldiği sanılmaktadır. Şehir, üç tepe üzerine kurulmuş. Daha önceleri içte ve  dışta surları varmış. Şehrin kuzeyindeki Halı Hisarı bölgesinde, bugün bu surların kalıntıları görülebiliyor.

Yeşiller İçinde Saklı Bir Kent

Bolu’nun iklimi: Karadeniz iklim tipindedir. Zaten bu yüzden: Bolu, tamamen yeşil ve yeşillikler yöresi. İl’in, % 55’i ormanlarla kaplıdır. Karadere, Seben ve Aladağ ormanları, ülkemizin en zengin ormanları olarak değerlendiriliyor. Ayrıca şehir, jeolojik bakımdan önemli fay tabakası üzerinde bulunduğundan, çok miktarda, jeotermal su kaynağı ve kaplıca var. Kaplıcalar: şehir merkezine, 5 km. uzaklıktaki, Karacasu beldesinde bulunmaktadır. Şehrin tek devlet üniversitesi olan Abant İzzet Baysal Üniversitesi ise adını Bolu için büyük önem taşıyan hayırsever iş adamı İzzet Baysaldan almıştır. Ayrıca her yıl, Mayıs ayında, “İzzet Baysal Kültür ve Sanat Festivali” yapılmaktadır.

Ciğerleri Bayram Ettiren Gölcük Ve Abant Gölü

Gelelim şehrin en güzel köşeleri, oksijeniyle ciğerleri bayram ettiren Gölcük ve Abant Gölüne. Yazın oldukça yerli ve yabancı turist toplayan bu yerler, kışın da aynı istikrarla devam ediyor. Özellikle kış aylarının sonuna doğru geldiğimiz şu günlerde, bir taraftan kış bir taraftan baharı yaşatan inanılmaz bir görüntüsü var. Yüksek kesimlerde ağaçların üzerindeki kar görüntüsüne nazaran gölün etrafı bahardan kalma bir gün gibi adeta yemyeşil karşılıyor misafirlerini. Doğa fotoğrafçıları ve fotoğraf meraklıları içinde oldukça iyi bir fırsat. Tabi her şey bu kadar güllük gülistanlıkta değil, akşama doğru şehre yoğun bir sis çöküyor. Öyle ki Gölcük’ün sembolü haline gelen ve burayı görmeye gelen herkesin mutlaka karşı tarafında fotoğraf çekildiği veya çektiği, göl kenarındaki konuk evi, sis nedeniyle görünmeyecek hale geliyor. Kasvetli havayı sevenler için aslında bu da çok güzel manzaralar oluşturuyor.

Abant Gölü, Abant dağları üzerinde, arazi kaymaları ile oluşmuş bir set gölü. Göl, bir kısım küçük akarsular ile beslenmekte, ama esas kaynağını yer altı sularından aldığı söylenmekte. Göl, sularını kuzeydoğu ucundan boşaltıyor ve bu sular, çevredeki ormanlardan gelen sularla birleşerek, Filsoy Çayının kollarından olan Bolu Suyunu oluşturuyor. Abant’ta hava gün içinde bile değişebiliyor. Bu yüzden Yaz ayında bile hırkanızı, şemsiyenizi yada yağmurluğunuzu yanınızda bulundurmanızda yarar var. Burada muhteşem doğa fotoğrafları çekebileceğiniz gibi balık tutma meraklıları için oltalarını yanlarına almalarında fayda var. Ücreti karşılığı oltanızı göle atabilirsiniz. Ancak, maalesef balık tutmanız büyük şansa kalmış durumda, çünkü gölde pek balık kalmamış, özellikle abant alası olarak isimlendirilen alabalık, uzun süredir gölde yakalanamıyormuş ve koruma altına alınmış.

Tokadi Hayrettin Türbesi

Şehrin bu doğal güzelliklerinden biraz sıyrılıp şehrin maneviyatına da bir göz atalım. Asırlık ağaçların altında, bir tepe üzerinde bulunan Tokadi Hayrettin Türbesi, 1535 yılında vefat etmiş ve ismi tasavvuf kaynaklarında geçen Hayrettin Tokadi için yapılmıştır. İslam dünyasının önemli değerlerinden biri olduğu gibi, Bolu’nun da önemli inanç turizmi merkezlerinden olmuştur. Elmalık Köyü sınırları içinde olan türbede, her yıl Temmuz ayının ilk haftasında anma günü düzenleniyor ve ülkenin dört bir yanından ziyaretçi akınına uğruyor.  “Edep Ya Hu…” sözünün asılı olduğu giriş kapısından girdikten sonra, asırlık meşe ağaçlarının gölgesinde ve yolun solundan akan dere sesinin eşliğinde kısa bir yürüyüşten sonra türbenin olduğu alana varıyorsunuz. Piknik alanlarının bulunmasının yanı sıra, türbenin üst tarafında basamaklı kısa bir yokuş çıkıldıktan sonra, içinde kaplumbağalar ve turuncu renkli balıklar olan küçük bir göl de bulunur. Bu göl, etrafındaki piknik masalarıyla, şırıl şırıl akan dereleriyle misafirlerine oldukça huzurlu bir ortam sunmaktadır.

Muhabir:

Almina Karacan (Gazi Üniversitesi Gazetecilik Bölümü Öğrencisi)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.