Tatam Girişimcilik

Ankara Üniversitesi Gölbaşı Kampüsü’nde öğrencilere “Taze Taşınabilir Makarna” sloganıyla karavanda makarna satışı yapan iki genç, girişimcilik hikayesini Bölge Muhabirliği’ne anlattı. Tatam Makarna adıyla açtıkları ve sıfırdan kendi çabalarıyla yaptıkları karavanda öğrencilere makarna satışı yapan girişimci çiftimiz; Ahmet Erdal Ergezen ve Aybike Tulum- Ergezen, Ankara Üniversitesi Gıda Mühendisliği Tulum-Ergezen ise, Yıldırım Beyazıt Uluslararası Ticaret ve İşletmecilik mezunu.

“İnanmak başarmanın yarısıdır”, “İnanırsan başarırsın” gibi insanları motive etmeye yönelik birçok söz söylenir zaman zaman. İnsanlar, bazen başlayacağı yol gözünde büyüdüğü için yola çıkmaktan korkarken, bazen de hiçbir engel insanları yolundan alıkoymaz. İşte bu girişimci çiftimiz hiçbir engele aldırış etmeden, bütün olumsuzluklara beraber göğüs gerip, cesur bir adım atarak kendi hikayelerini yazmaya başlamışlar. Sabah 7’de taze malzemeleri alarak makarnayı yapmaya başlayan çift, saat 10’a kadar yüz elli kişilik yemek hazırladıktan sonra akşam 6’ya kadar Üniversite içinde öğrencilere satış yapıyorlar.

Karavan fikrinin beraber izledikleri bir filmden ilham alarak ortaya çıktığından bahseden Ergezen, ismin anlamından ise şöyle bahsetti:

“Markayı bulan Aybike, bir anda kafasına dank etti ve ‘Ahmet ben markayı buldum, Tatam’ dedi.Tatam  ‘Ta tata taam’ anlamındaki hızdan geliyor. Biz yemekleri otuz saniyede hazırlıyoruz. Açılımı da ‘TAze TAşınabilir Makarna’ yani sloganı içinde.”

Değişik bir fikir olsun diye düşünürken, Avrupa ve Amerika’daki yeni moda olan fikirleri araştırdıklarını dile getiren Tulum, “Yemek karavanı olayı yurtdışında çok gelişmiş. Buna mobil gıda deniyor ve mobil gıda çok popülerleşmeye başladı. Türkiye’ye de yavaş yavaş yayılmaya başladı. Bu nedenle artık bunun Türkiye de de gelişebileceğini gördük. Böyle bir yeniliği ilk genç kesim benimser diye düşündük bu nedenle de biz üniversite içerisinde olsun istedik. Gençler benimsesin ve biz böyle büyüyelim diye düşünerek Üniversite içerisinde açtık” dedi.

Vazgeçmemek çok önemli”

Üniversiteden izin almak için aylarca çabaladıklarını ve altı aylık bir sürecin sonunda izin alabildiklerini ifade eden Tulum, “Vazgeçmemek çok önemli. Olumsuzluklar şeyler çok söyleniyordu.Tüm bu zorlu süreçlerde birçok kez umutlarımın kırıldığı nokta oldu. Biraz olumsuz ve çabuk yılan bir kişiliğe sahibim bu durumlarda birisinin beni ayağa kaldırması gerekir, Ahmet ise çok pozitiftir. Sorumluluk alma konusunda onun biraz sıkıntıları var ama bu şekilde birbirimizi tamamladığımızı düşünüyorum. Ve bu sayede yılmadan çabalamaya devam ettik. Ben üniversite hayatım boyunca ne yapacağımdan çok emin olmasam da ne yapmayacağımı çok iyi biliyordum. Bölümü ikincilikle bitirdim fakat hiçbir yerde staj yapmadım çünkü o kadar emindim ki ben bir ofiste sabahtan akşama kadar bir ortamda çalışmayacaktım. Küçük olsun ama kendi işim olsun istiyordum. Fikrin olgunlaşması ise üniversitedeki son yılımda oldu. Ahmet ortaklaşa olduğumuzda da farklı şeyler çıktı. Tek kişi ile olabilecek bir şey değil çünkü her ayrıntıya dikkat etmek gerekiyor. Her şeye tek kişin yetmesi çok zordu. İki kişi çok uğraştık.” dedi.

Karşılaştıkları zorluklar hakkında en önemli zorluğun sermaye olduğunu söyleyen Ergezen, bu süreçte yaşadıklarını şöyle anlattı:

“İlk başta KOSGEB’e gittik, çok uğraştık ama hiç parası olmayan birisi için oradan destek alması biraz zor. Biz yeni mezun iki çulsuz için daha da zordu. Daha sonra bankalara gittik. Bankaların girişimcilik bölümleri var fakat onlar da bizi desteklemedi. Altı ay bir yerde çalışıp para biriktirerek açmayı düşündük, fakat daha sonra risk almaktan kaçınırız diye o planımız da olmadı. Amerika, Türkmenistan büyükelçisinden tutun bütün yatırımcılara da gittik fakat onlar da bizi desteklemeyince artık eş dosta gitmeye başladık. Tabi ki her eş dostta olumlu yaklaşmadı. Hep sordukları ‘Ne kadar lazım?’ sorusuydu ve hiçbir şeyi bilmeyen iki insan için zor bir soru. Sürekli bir yerlerden fiyat alıyoruz fakat çoğu bizi umursayan fiyatlardı. Ama sonunda eş dosttan sermaye için desteği bulduk ve kazandıkça onlara ödüyoruz” dedi.

Yüz seksen gün boyunca aralıksız makarna yediklerini ve her defasında farklı soslar denediklerini söyleyen çift, son olarak ortaya on altı tane sos çıktığını fakat sermayelerinin sadece dördünü sunmaya yettiğini belirterek şunları söyledi:

“Sosları yaparken her zaman kendimizi avutmak yerine her seferinde ‘Bu sefer neyi eksik?’ sorusunu sorarak hazırlıyorduk. Ve sürekli hassas terazi ile çalışıyoruz çünkü herkesin aynı tadı almasını istiyoruz” dedi.

Tamamen sıfır sermaye açmanın çok büyük bir hata olduğunu ve aslında ilk altı ayda anca gelirle giderin eşitlendiğini belirten çift, ilk iş günlerini şu sözlerle anlattı:

“Üniversite gibi garanti bir pazar olmasına rağmen ilk gün ağlayacak duruma geldik. Saat üç oldu ve hala satışımız yoktu fakat bir anda elli kişilik bir kafile geldi. Onlar sayesinde ilk gün gider ve geliri dengeledik. O satışı yapmasak yarının sosları olmayacaktı yani yarına malzeme alamayacaktık.”

Bir sürü sıkıcı zaman geçirerek dersten çıkıp gelen öğrencileri bir nebzede olsa neşelendirmekten çok mutlu olduklarını dile getiren Ergezen ve Tulum çifti, “Biz burada ne kadar moralimiz bozuk olursa olsun şu kapının dışında bırakıyoruz. Burası tiyatro sahnesi gibi bizim için, girdiğimiz anda direkt müşteri ile bütünleşiyoruz. Sorunlarımızı çıkınca hallediyoruz. Güler yüzlü olmak bir işletme için en önemlisi” diye ifade ettiler.

Gün sonunda artan sosları ve yemekleri de çöpe atmayarak etraftaki köpeklere dağıtan çift, aynı zamanda makarna kaplarını da kartondan yaparak geri dönüşüme katkı da sağlıyorlar.

Muhabir: Almina Karacan (Ankara)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.